İstanbul’da doğdum. Çocukluğum elektronik eşyalarının içini açmak ve incelemekle geçti. Bazen bozulan eşyaları tamir etmeyi başarsamda, bazende daha çok bozdum. 5 yaşında anneminde çabasıyla alfabeyi öğrendim ve haspel kadar yazmaya başladım. Artık sokakta gördüğüm taleba, tv filmlerindeki jenerikler ne görsem okuyordum. 6 yaşına geldiğimde ilk bilgisayarımla tanıştım. Evet sizin de tahmin edebileceğiniz gibi ilk bilgisayarım Commodore 64 idi. Eski yadigar dönemin efsanesiydi. Bilgisayarda mouse yoktu. Evet sadece kodla çalışıyordu. Yani bugün kullandığımız kolay ve hoş görünümlü bir grafik arayüzüde yoktu, ama yinede çok seviyordum o bilgisayarı, içinde MS-DOS işletim sistemi vardı. Her “DIR” komutuyla bilgisayarı açtığımda kendimi hacker gibi hisseder içime bir sevinç dolardı.
Bu bilgisayarda unutamadım bir şey ise “Prince of Persia” oyunudur. Bugünler hala serisini sürdüren ve PS3 versiyonları çıkan oyun o zamanlar C64′de siyah-yeşil iki renkli belki bir atari oyunu kadar bile iyi olmayan grafiklere sahip olmasına rağmen saatlerce oynamaktan kendimizi alamazdık. Hele o yerden çıkan bıçaklara düştüğümüzde kendi canımız yanmış, gibi üzülürdük.
Fakat, ben oyunları her zaman konsolda oynamayı tercih etmişimdir. İlk konsol’um ise 7 yaşındanken, babamın aldığı Atari 2600 nam-ı diğer Karakutu’dur. İsminin Atari 2600 olduğunu yıllar sonra öğrendim. O zamanlar karakutu aşağı karakutu yukarı herkes bu atariye karakutu diyordu. Daha sonraları ise Nintendo ve Sega Mega Drive sahibi oldum. Sega’nın oyunları gerçekten normal atari oyunların farklı ve çok daha sürükleyiciydi. Sega’nın çağının ilersindeki oyun konsolu “DreamCast“ım olması çok istedim, ama hiç “DreamCast”ım olmadı. Bakırköy Galaria’da “ToysRus”a gidip, az DreamCast oyununu seyredip gelmemişimdir. Şimdilerde “emulator”ler sağ olsun. O günlerin acısını alırcasına “DreamCast” arşivimi yaptım, doyasıya oynuyorum oyunları…
” DreamCast”ım olmadı belki ama “PlayStation“ım oldu. PlayStation gerçekten bir efsanedir. İlk defa 3D oyun keyfini onunla yaşadım. Wining Eleven ile hele arkadaşlarda olunca saatlerce oynadık, turnuvalar yaptık, maçlar kazandık kaybettik, bazen üzüldük, bazen sevindik, ama hep oynadık. Medal of Honar ile savaş neymiş anladık. Silent Hill ile gerilimi hissettik, Dino Crisis ile korkutuğumuzu sandık, ama Resident Evil ile korku neymiş anladık. Paradise Eve ile azrailin soğuk nefesini ensemizde hissettik. Gran Tourismo ile araba yarışının keyfine vardık. GTA ile kaç gece sabahladık ? Ben bile hatırlamıyorum…
1999 artık 4. sınıf öğrencisiydim. En iyi dersim resim, ciddiyim ama gerçekten iyi… hocamında tavsiyesiyle TRT1′deki Bob Amca’nın resim derslerini izlemeye başladım. O zamanların efsane çizgi filmi Pokemon’ların birçok resmini çizdim. Fakat ikinci bilgisayarımın alınmasıyla, tüm ilgim ona kaydı. C64′den sonra renkli bir PC’im olmuştu. Evet evet renkli bir PC, C64 sadece yeşil ve siyah gösteriyordu. Bilgisayardaki bütün ikonları tıklıyor ne işe yaradıklarını öğrenmeye çalışıyordum. Yine böyle ikonları gezerken Paint’le tanıştım ve PC’de resim yapma serüvenim başladı. Artık hiç elde resim yapmıyordum. Paint’te yaptığım bir Fenerbahçe amblemi orjinaline çok yakın oldu ve çok beğenildi.
Bu sırada PlayStation Magazin ve Level dergilerinin yanına, artık Chip ve PCNet elenmiştir. PC olan ilgim daha çok artmaktaydı. Dergilerde okuduğum makaleleri bu hevesimi daha çok artırmaktaydı. Her makaleyi uygulamak istiyordum. Dergiler sayesinde internete olan merakım daha da arttı. Bir gazete bayiinden aldığım Dial-Up internet paketi (evet o zamanlar internet gazete bayinde satılıyordu) ile internette ilk deneyimimi yaşadım. Daha sonraları ise ne zaman okuldan kaytarsam kendimi internet cafede buldum. Arkadaşlarla oynanan o unutulmaz Counter-Strike oyunları benim online oyun Dünya’sıyla tanışmamı sağladı.
14′lü yaşlarıma geldiğimde artık PC ve İnternet dünyasına iyiden iyiye girmeye başladım. Herkes gibi ilk internet sitemi mynet üzerinden yaptım. Bütüm gün o siteyle uğraşıyordum. Taki o gönüllerde taht kuran efsane Champions Manger 03-04 ile tanışana kadar. CM03-04 gerçekten ömrümün belli bir bölümünü benden aldı, ama çok güzel ve zevkli anlar yaşattı. Okula gittiğimde kadrolar yapıyor. Bütün gün maçları düşünüyordum. Haftasonları nerdeyse PC’nin başından hiç kalkmadan CM oynuyordum. Gerçekten ciddi anlamda bağımlılık yapan bir oyundu. Her ne kadar gerçek hayatta Freedy Adu ve Temur Altunhan hayal kırıklığı yaratsada oyundaki birçok olayın gerçek hayattada yaşanması oyunun neden bu kadar sevildiğini açıklıyor. CM-FM oyunlarınlarına ilerleyen serilerdede devam ettim. 27 Kasım 2007 Salı günü saaat 14:53′de www.soccercenter.net‘dan açtığım FM kariyerim bir Fenomen haline geldi. Tam 198 sayfa sürdü. 1974 adet mesaj yazıldı, 111004 kere görüntülenerek bir daha kırılması zor bir rekora imza attı. Kariyeri merak edenler linke tıklayarak kariyeri okuyabilirler; Football Manager Kariyeri
Bu arada lise bitmiş ve malum ÖSS Sınavına girmiştim. Hemde dershaneye bile gitmeden, birinci tercihim tabiki resim ile bilgisayar aşkımı birleştiren Grafik Tasarım, ikinci tercihim ise TV-Radyo’ydu. Sınav sonuçları açıklandı ve 1. tercihim olan Beykent Üniversitesi – Grafik Tasarım bölümünü kazanmıştım. Gerçekten harika bir duyguydu, hayatımda önemli adımlardan birini daha atmıştım. Okulum devam ederken www.gamerturks.com sitesinden gelen bir istek üzerine Adminlik yapmaya başladım, daha sonra sitenin e-dergi’sini çıkardım. Çok yorucu olsada, oldukça eğlenceli bir süreçti konuları belirliyor, yazarlara dağıtıyor. Sonrada dergiyi tasarlıyordum. Bu dergiyi 4 sayı çıkardım, sonra zaman sorunu nedeniyle bırakmak zorunda kaldım. Dergileri okumak isteyenler linke tıklayarak dergilere ulaşabilirler: GamerTurks Dergisi Ayrıca burda GTR FM’ide kurdum. Radyoda birkaç program ve Dünya kupası maçlarını sundum, fakat yeteri kadar dinleyici toplayamadığımız için GTR FM Projesini rafa kaldırıdık.
Okulda okurken ARC Medya Reklam ajansında stajer olarak işe başladım. İlk haftalar dekupe, kartivit gibi küçük işler verdiler. Daha sonra Yelpaze Dergisi’nden birkaç sayfa vermeye başladılar. Sayfaları güzel hazırladığımı görünce derginin tamamına yakınını ben hazırlamaya başladım. Fakat özel sebeplerden ötürü bu serüvenim kısa sürdü. Daha sonra birkaç sayı Bizimkent Dergisini çıkardım.
Okul bittiğinde birkaç yere başvuru yaptım ve İmaj Jöle‘nin yaratıcısı Ukip Kozmetik‘de Grafik & Web Tasarım Uzmanı sıfatıyla işe başladım ve halen burda çalışmaktayım. Firmanın tüm tasarım ve web çalışmalarından sorumluyum. Peki bu blog işi nerden mi çıktı? Uzun zamandır aklımda olan fikirdi aslında bu ama bir türlü vakit bulupta projeyi hayata geçirememiştim. Umarım güzel bir blog olur…
Merhabalar sitenizi çok beğendim umarım hep böyle yazmaya devam edersiniz. sevgilerimi ve saygılarımı sunarım.
Sevgili Tolga bey,
Siz ve sizin gibi başarılı ve yaratıcı genç insanlarımız ile bu ülke çok daha güzel yerlere gelecektir.Çok beğendim,başarılar